26.07.2018

Son Okunan Kitaplar

  •  Mavi Köpeğin Gözleri, Gabriel Garcia Marquez
    Büyülü gerçekliğin gizemli ve puslu atmosferlerle buluştuğu bu öykülerde Gabriel García Márquez, yatalak bir genç adam, kedisinin bedenine girmek isteyen bir kadın, evladının ölümünün yaraladığı bir anne, ikizi ölen bir kardeş, gözleri çulluklar tarafından oyulan üç adam, kurbanını sabırla bekleyen ölüm meleği gibi birbirinden çok farklı kurgusal ve mitolojik kahramanlara gönderme yapan kişiliklerin, bedensel ve düşünsel hassasiyet anlarını anlatıyor.
    Yazarın ilk eserlerini barındıran Mavi Köpeğin Gözleri, Márquez'in 1947-1955 yılları arasında yazdığı on iki öyküden oluşuyor. Kitap, tarzı, temaları, karakterleri ve bilhassa yazarın "Yüzyıllık Yalnızlık'a değişmem," dediği "Çullukların Gecesi" öyküsüyle bir Márquez şenliği.


    Hikayeleri okurken anlamakta zorlandım açıkcası.
  • İzmir Büyücüleri İzmir Büyücüleri, Mara Meimaridi
    Birini elde etmek istiyorsan, onu büyülemelisin! Yunanistan'da 250.000 satan kitap, şimdi Türkiyede! Bundan yüz yılı aşkın bir süre önce, İzmir´de Katina adında bir genç kız yaşarmış. Bu kız bir erkeği gözüne kestirir ve ne yapar eder, sonunda onu ağına düşürürmüş.Katina tam dört yakışıklı ve zengin erkekle evlenmiş. Çünkü Katina onları ´büyü´lüyormuş; güzelliğiyle değil ama, otlarla, iksirlerle, dualar ve muskalarla... İzmir Büyücüleri, geçmiş zamanda, Türklerin, Yahudilerin, Ermenilerin, Rumların ve Levantenlerin zengini yoksulu, kadını erkeği güzeli çirkiniyle bir arada yaşadığı İzmir´de mahalle kültürünün çok renkliliği içinde, kadınların kıskançlıkla, dalavereleriyle ve en başta büyülerle örtülü o en mahrem dünyasını masal tadında anlatıyor.Kitapta Türk düşmanlığı rahatsız edici. Türklerle ilgili yazılanlar İzmir'deki bu zamana ait hayatı tarafsız, tüm gerçeği ile okumak isteği uyandırdı bende. Bölümler kopuk kopuk, sonradan farklı zmanlarda oturulup yazılıp birleştirilmiş gibi. Bazı karakterlerin niye nasıl ortaya çıktığı belli değil. Bu nedenle bazı npktalar asılı kalmış geldi bana.
  • Yüzbaşının Kızı, Aleksandr Puşkin
    Yüzbaşının Kızı, modern Rus edebiyatının kurucu figürlerinden Puşkin’in belgesel gerçekçilik konusundaki mahareti ile kişisel öykülere açılan hayal gücü zenginliğini benzersiz bir şekilde birleştiren, eşine az rastlanır bir tarihsel roman.
    Pyotr Grinyov, 17 yaşına geldiğinde, emekli bir asker olan babasının ısrarıyla askerliğini yapmak için Orenburg’a gönderilir. Burada Yüzbaşı Mironov’un kızı Maşa’ya âşık olur. Maşa ile Pyotr arasındaki aşk başladıktan kısa süre sonra Pugaçov ayaklanması patlak verir. Rusya’nın uzun modernleşme serüveninde Çar Petro tarafından tasfiye edilene kadar kritik roller oynayan Kazakların da desteğiyle “ayaklanma” büyür. Maşa ile Pyotr arasındaki ilişkinin arka planına kişisel anlatıları şekillendiren Pugaçov Ayaklanması oturur. Yüzbaşının Kızı, geleneğin erken döneminde Puşkin’in tarihsel romana kattığı simetri, denge ve ikna edicilik ilkelerinin hayatiyetini gösteren, çarpıcı bir anlatı.
  • Güvercin, Patrick Süskind
    Bu kısa romanın başkişisi Jonathan Noel, olaylardan kaçan, içine kapanık, sıradan bir insandır. Yıllardır bir bankanın bekçiliğini yapmaktadır. Bütün yaptığı da bankanın müdürünü karşılamak, arabasının kapısını açmaktır. Paris'te bir çatıkatında yaşamakta, bu katın sahibi olmaya çalışmaktadır. Ama birgün karşısına çıkan bir güvercin, bu sıradan insanın tekdüze yaşamını altüst eder. Patrick Süskind, gerçekten okutmasını bilen usta bir yazar. "Koku" gibi "Güvercin"i de bir solukta büyük bir ilgi ve keyifle okuyacağınızdan hiç kuşkumuz yok.
    Koku, sevdiğim kitaplardan birisiydi. güvercin, bizim apartmana dadanan kuşları hatırlattı bana. Onlar yüzünden balkon camlarını açamaz oldum. Ne kadar yapmaya çalıştıkalrı yuvaya engel olsam da vazgeçmiyorlar aylardır. Üstelik diğer dairelerde aynı sorundan müzdarip görünüyor, komşunun balkon demirinde ağzında çöple beklerken gördüm kuşu.

  • Mutluluk, Guy De Maupassant
    "Aşk Başkadır" adlı kitaptaki hikayelerin bazıları bu kitaptada var.
  • Yeni Başlayanlar İçin Suşi, Marian Keyes
    Burnu büyük, kaltaklar kraliçesi, Londralı moda editörü Lisa Edwards, "şahane" terfisinin A kalite partiler, sosyete sayfalarında fotoğraflar ve sonbahar kreasyonlarına jetle uçarak yetişme gibi eylemler içereceğinden emindi.

    Fakat bunun yerine, sürgün edildi, hem de tüm o Prada gardırobuyla birlikte! Ve nereye? Son derece şık-olmayan, Dublin moda dergisi Colleen'e baş editör olmaya. Editör asistanı Ashling Kennedy ise tam aksine, bulduğu yeni işle ayakları yerden kesilmiş geziyordu... Ta ki fahiş bedelin kime katlanmak olduğunu öğrenene dek: Lisa Edwards
    Bu arada bir de Ashling'in en kadim, en sevgili kankası Clodagh "Prenses" Kelly vardı, ki kendisi gerçek bir sonsuza-dek-mutlu-yaşadılar başarısına sahip görünüyordu -ama nedense son zamanlarda öpecek bir kurbağa prens arayışındaydı. Bu üç birbirinden alakasız, eşit derecede doyumsuz kadının arasında bir bağ kurma ihtimali sıfır olabilirdi, tabii eğer 'Sibirya'nın magazinel versiyonu' Dublin dışında bir yerde yaşıyor olsalardı. Üstelik de bu bağı bir kurdular mı dünyayı dağıtacaklardı -özellikle de Colleen'in serseri havalı, melankolik, öldüren cazibe patronu Jack Devine da onlarla aynı kavşakta buluşunca.


    Okurken çok zorlandım açıkcası. Aslında bir bölüm sanki kitabı daha önce okumuşum hisi verdi ama sadece o bir kaç satır olduğundan sanırım okumamıştım. Her neyse galiba artık bu tür kitapları okuyamıyorum.
  • On Bir Dakika, Paulo Coelho
    On Bir Dakika, dünyanın en eski mesleği üzerine kurulu bir aşk masalı. Paulo Coelho'nun kahramanı güzeller güzeli Maria, pek çok genç kız gibi iyi bir eş, sakin bir yuva değil, serüvenler, aşklar, zenginlikler hayal etmektedir. Bu hayallerin peşine takılıp ülkesinden çok uzaklara, İsviçre'ye sürüklenir. Dilini bilmediği yabancı bir dünyada, hayallerini gerçekleştirmek uğruna garip serüvenlere karışan genç kadının cesareti yanında ilkeleri de sınanır. Maria, birçok kadının ömür boyu adımını atamadığı bir eşikten geçmektedir: kendini, bedenini, ruhunu ve cinselliğini tanıma. Aşk ve cinsel özgürlük, zenginlik ve yoksulluk, utanç ve cesaret, çıkar ve özveri, söz simyacısı Paulo Coelho'nun Maria için katı gerçeklerle dokuduğu düşler dünyasının çelişkileri. Maria'nın serüveni nasıl biterse bitsin, her şeye rağmen 'Dünya yalnızca on bir dakika süren bir şeyin çevresinde dönüyor.'

    "Kazanan Yalnızdır" hoşuma gitmişti ama bunu pek sevmedim.
  • Alemdağ'da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık

    Anlamakta zorlandığım hikayelerin olduğu bir kitap daha. Yaşlılık mı, yorgunluk mu, ne okuduğumu anlıyorum ne duyduğumu...
  • Güneşin Doğusu, Julia Gregson
    1920'lerde Hindistan'da özgürlük ve aşk peşinde olan üç İngiliz kadının etkileyici öyküsü.
    1928 güzü. Üç genç kadın Hindistan yolunda. Her birinin önünde sürprizlerle dolu yeni bir hayat var. Güzel bir gelin olan Rose ailesinden ayrılıp çok az tanıdığı bir adamla evleneceği için büyük bir endişe taşıyor. Nedimesi Victoria katı annesinden uzaklaştığı için bundan daha mutlu olamazdı ama kendine bir eş ararken bekaretini kaybeder. Ve Viva, onların deneyimsiz refakatçisi daha yolun başında içinde bir hata yaptığına dair bir his taşıyor.
    Her birinin evlerini terk etmesi için kendilerine göre bir nedeni var fakat taşıdıkları umut ve sırlar onları Hindistan'da bekleyen şeylere karşı hazırlıksız kılıyor.


    Okumam uzun sürdü ama fena değildi.
  • Beni Asla Bırakma, Kazuo Ishiguro
    Yatılı okul Hailshamın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailshamdan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar.
    Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakmada, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.


    Başta biraz vasat, ağır ilerleyen ama aynı zamanda ilgi çekiciydi.
  • Onlar Hep Oradaydı, Sunay Akın

    Sunay Akın'ın kitaplarını okumayı seviyorum. Pek çok farklı olay ve hikaye.
  • Uğultulu Tepeler, Emily Bronte
    İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë’nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.

    Ben öyle büyük bir aşk görmedim. Belki aşkı bilmediğimden, aşka inanmadığımdan, hiç sevmediğimden? ama sonunu sevdim :P
  • Kazaklar, Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Tolstoy’un 1852’de başladığı ama on yıl boyunca tamamlanamayan Kazaklar, genç ve zengin Olenin’in Moskova hayatından bıkarak Rus ordusuna yazılması ve Kafkaslar’da ücra bir köye gönderilmesiyle başlar. Burada Kazakların ve Çeçenlerin kaba kuvvetine hayran kalır, bir Kazakla sözlü olan Maryana adında bir kadına âşık olur. Tolstoy’un Kafkaslar’da yirmi bir yaşında genç bir asker olarak deneyimlerini hikâyeleştirdiği, Puşkin ve Rousseau gibi ustalarına bir selam niteliğinde olan bu roman, büyüleyici doğa tasvirlerini yazarın sade ama ihtişamlı diliyle birleştiriyor.
  • Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo
    İdamın kaldırıldığı ülkemizde yaşanan trajedilerden sonra idam geri gelsin sesleri yükselirken bir kısmın ise idama karşı görüş bildirmesi tartışmaları hep var. İdam olmalı mı, olmamalı mı? Bir caninin idam edilmesi kabul edilebilir bence.
    Açıkcası kitabı okurken suçlulara karşı gösterilmeye çalışılan sempati (ya da ben öyle algıladım) beni sarmadı. Kişinin, suçu işlerken düşünmediği ailesni neden ben düşünmek zorundayım, suçlu tutuklanıp hapsedildiğinde?
  • Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe
    Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther'in Acıları'nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen "Romantik kahraman"ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya'da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther'in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon'un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.
    Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther'in, düşsel dostu Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther'in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.

    Kitabın adını ilk okuduğumda Werther'in gerçekten çok acı içinde bir hayatı olduğunu düşünmüştüm ama karşıma karşılıksız aşk acısı çıktı... Kitap hakkında yukarıdaki açıklamalar ise beni daha çok şaşırttı. Edebi tarafını bilemem ama bir adamın evli bir kadına duyduğu aşk için çektiği acı o kadar da etkileyici gelmedi bana

22.06.2018

Kutu Adam, Kobo Abe


Daha önce de bu kitabı niye okudum ki dediğim olmuştu ama bu üzerine tuz biber ekti. Kitaptan bir şey anlamadım. Çok saçmaydı. Vakit kaybı.



18.06.2018


Acılardan daha büyük bir yer yoktur

Bir tek evren var, o da kanayan bir evren

11.06.2018

Cem Adrian & Hande Mehan - Sen Benim Şarkılarımsın (Official Audio)

Şarkılar bana hitap etmese de o kadar güzel yorumlanmış ki tekrar tekrar ve tekrar dinleyip duruyorum.

such a wonderful performance I can't help but listen over and over.

そのような素晴らしいパフォーマンス。



6.06.2018

Tek Meyve Portakal Değildir Jeanette Winterson



Tek Meyve Portakal Değildir
Jeanette Winterson
Evlatlık alınıp misyoner olarak yetiştirilen bir kız çocuğu, aykırı eğilimleri yüzünden beklentileri suya düşürecektir. Jeanette on altı yaşına geldiğinde, sevdiği kız uğruna Kilise'yi, evini ve ailesini terk etmeye karar verir. Winterson otobiyografinin ötesine geçerek fantastik bir kurguyu deneysel bir yazım tarzıyla birleştiriyor ve ününün hakkını veren bir anlatı ortaya çıkarıyor. Mizahi tarzı ve keskin zekasıyla kalıplaşmış anlayışları ve yerleşik ilişkileri sorgulayan Winterson, Tek Meyve Portakal Değildir'de dönüp geçmişine bakarken okuru da "kendini icat etmeye" çağırıyor.

Hikayenin akışında kopukluklar var gibi. Bir ara geri dönüp sayfa mı atladım dediğim oldu. Konunun portakalla ne ilgisi olduğunu da çözemedim açıkcası.

14.04.2018

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler"
Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, defalarca adını duyduğum ama yenice okuma imkanı bulduğum kitap. Ben konunun, baştan sona daima hastanedeki bu koğuşta geçtiğini düşünürdüm.

11.04.2018

Anı kitaplarını ve Dönem romanlarını okumayı seviyorum. Şöyle bölye bildiğimiz zamanları O günleri yaşamış insanların gözünden o zamanı daha iyi anlamayı sağlıyor.
Beş Şehir'i okurken Konya, Erzurum, İstanbul çok aybancı gelirken, gezme şansını bulduğum Bursa'yı bir kez daha dolaştım sanki.
Bir Dinozorun Anıları, okuduğum yakın dönem Türkiye tarihi ile ilgili kitapta geçen olayları kişisel olarak yaşanmış olarak gözlemlemek gibiydi.
Kırmızı Pazartesi, sanki ülkemizdeki töre, namus cinayetleri birebir aynı bir konu. Birbirinden bu kadar uzak kültürlerde yaşanan aynı olaylar.


1.03.2018

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez


"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."



Adını çok duyduğum için okumayı düşündüğüm, elime geçince de okuduğum kitapları bırakıp okumaya başladığım, okurken bunu niye okuyorum dediğim bir kitap oldu. Sonu açık bırakılan okuduğum kitaplardan sonra bir sonu vardı en azından.


23.02.2018

昨日(きのう)は 素晴(すば)らしい驚(おどろ)きをもらいました。 
(あね)は 贈(おく)り物(もの)を送(おく)った。 
(ほん) !!! 
(うれ)しい。

11.02.2018

Ocak ayını 5 kitapla tamamladıktan sonra Şubatı yavaşlayarak yarıladım. Şu an Huzur'u okuyorum ve önceden başlayıp bir kenarda unuttuğum bir kitap elime geçti onu bitirmeye gayret ediyordum. Ablam bugün 4 kitap almış, birini bitirdim: Yaşlı Adam ve Deniz İhtiyar Balıkçı.
Birkaç saat içinde okumuş olsam da hikayeden pek çok kez sıkıldım. belki tüm hikayenin bir balık peşinde yaşlı adamın mücadelesi olmasından.
Bu arada anlamadığım balıkçının yarısı giden balığı neden sonra tekneye almadığı...

31.01.2018


"Huzur"u okurken "Gazap Üzümleri"ni görüp kaptım kardeşimin elinden. İki güne kadar bitimem gerekiyor.

Çiftçi ailenin topraklarından evlerinden olup, daha iyi bir yaşam umuduyla çıktıkları yolculuk, kodamanların kirli oyunları nedeniyle evlerini, yurtlarını kaybedim bilinmeze yola çıkan insanları düşündürüyor bana.
İnsanoğlu, sığamıyoruz şu koca dünyaya...


Ahmet Hamdi Tanpınar の『心(こころ)の平安(へいあん)』を(よ)んでいる(あいだ)John Steinbeck『怒(いか)りの葡萄(ぶどう)』を (よ)みはじめた
兄弟( きょうだい)にそれを返(かえ)すので、2日(にち)でそれ読み終(お)わらなければならない。

25.01.2018

Ak Zambaklar Ülkesinde Finlandiya


Babamın kitaplığından bir kitapla araya giriyorum yine listemde:
 
"Uzun yıllar boyunca Finlandiya'da kalmış ve orada yaşamış olan Grigoriy Petrov; kitabında, kendine özgü sanatlı üslûbu ve anlatımı ile Finlandiya'nın bugünkü düzeye nasıl ve hangi yollardan geçerek ulaştığını anlatıyor. Fin ulusu; önceleri ne imiş, nerelerdeymiş.. Daha sonra neler olmuş.. Hangi düzeye, nasıl erişmiş.. Gelişmekte olan Fin ulusu ; Okul, Devlet Yönetimi, Bürokrasi, Kışla ve Kilise gibi kuruluşların ve benzerleri 'sosyal faktörlerin' ne gibi ve ne oranda etkileri olduğunu anlatıp açıklıyor. Finlandiya'da bu faktörlerin, biri birlerine oranla nasıl bir bağlantı içinde ve nasıl bir düzen halinde bulunduklarını ve daha önemlisi; kişilerin ve kişiliklerin hangi koşullar altında, Fin Ulusu'nun ilerlemesine, gelişmesine ve bir 'kahraman Ulus' olmasına nasıl yardım ettiklerini ve daha neler ve neler yaptıklarını anlatıyor.Grigoriy Petrov; bu kitabını, sanki bizim de politiko-sosyal ve ekonomik koşullarımızı dikkate alarak yazmıştır. Onun bu tutumu, bizim için; kitabın değerini bir kat daha artırmıştır."

Dürüst, saygılı, çalışkan, temiz, düzenli, tertipli, ahlaklı... hepimizin istediği bir toplum yaşamı ama ne yazık ki olmayan ve bu konuda karamsar olduğum için olamayacak bir toplum. 
Finlandiya'nın o zamanki durumu hakkında fazla bir şey kitaptan almış değilim ve şu anki durumları hakkında da pek bilgim yok. Kitap daha çok Finlandiya'yı değiştirmek isteyen bir kaç kişinin vaazları öğütleri ve hikayeleri ile dolu. Burada insanların vaazlarla değişeceğini hiç sanmıyorum. Arada bazı insanlar var, ülkemiz için, insanlar için çalışmaya çalışıyorlar, Dürüstler, çalışkanlar ama ne yazık ki bencil, kendi çıkarları için çalışan ve daha fazla gücü elinde tutan diğer insanlar tarafından eziliyorlar. Yolsuzlukları görüyorsun, adaletsizlikleri. Ve "nasıl" diyorsun "bunu yapabiliyorlar". 
Toplumu değiştirmede önce eğitimli insanlara sesleniyor değişimi amaçlayan insanlar. İş adamlarına, öğretmenlere, doktorlara, din adamlarına.Değişime önce kendilerinden başlayıp örnek birer vatandaş ve ebeveyn olmayı öneriyor. Çocukları ve gençleri yetiştirmelerini.
Kitaptaki vaaz kısımlarını bazen fazla uzun, biraz da misyoner buldum. Ara sıra da ırkçı, İslam, Türk karşıtlığı var. Ama o vaazlarda hitap edilen bozuk Finlandiya halkının nasıl değiştiği ve ülkede nasıl değişiklikler olduğu konusunda kitap beni fazla tatmin etmedi.

16.01.2018

L&M Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk

 
Einstein'ın Son Sırrı
Foucault Sarkacı
Da Vinci Şifresi
Shakespeare Sırrı
Jane Austen Hayatımı Mahvetti
Kutsal Kefen...

ünlü bir yapıt, eşya ya da kişi üzerinden kurgulanan bir sırra ulaşan kişilerin sırrı çözmek ve sırrın peşindekilere av olmamak için verdikleri maceralar. Tüm bu kitaplardan farklı olarak "Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" hikayeyi kişilerin değil herkesin peşinde olduğu, Fuzuli'nin kendisine emanet edilen sırrı işlediği "Leya ile Mecnun" mesnevisi kitaptan dinliyoruz. Kitap bir çok tarihi karakteri kapsarken, yüzyıllar boyunca dünyadaki değişimi de özetliyor.
Image result for babil'de ölüm istanbul'da aşk

La ultima respuesta,
foucault's pendulum,
The Da Vinci Code
The Shakspeare Secret,
Jane Austen Ruined My Life
The Brotherhood of the Holy Shroud

All are written inspired some historical events, famous people or their works.
Unlike them “Death in Babylon Love in Istanbul (Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk)” by İskener Pala tells the story through the books mouth that carries the secret of Babylon to us.
Fużūlī (1494 – 1556),  poet, writer and thinker, trusted the secret of Babylon from a librarian in Bagdad. He buries the secret to mesnevi “Dâstân-ı Leylî vü Mecnun” (a mesnevî which takes as its subject the classical Middle Eastern love story of Layla and Majnun). We follow the journay of the book from hands to hands of Babylon Organization members, treasure hunters, and people who the book ends with by chance and has no idea about the secrets it helds. Among all the adventures we also listen the love from the book that calls himself Qais (Majnun) and yearning for his Layla.