15.08.2026

Okumalar

2026 şimdiye kadar okuduklarım:

  1. Zeytindağı, Falif Rıfkı Atay, 10 Ağustos
  2. Filistin’de Türklerle Birlikte, Alexander Aaronsohn, 28 Tem
  3. Birinci Dünya Savaşı, Volker Berghahn, 25 Tem
  4. Temmuz Krizi & Avrıpa'nın Birinci Dünya Savaşı'na Sürüklenişi, Annika Mombauer
  5. Mezopotamya, Karen Radner, 12 Tem
  6. Antik Çağ’ın Gizem Kültleri, Hans Kloft, 30 Haz
  7. Homeros ve Odysseia & Şairler, Kahramanlar ve Tarih, Bernhard Zimmermann, 13 Haz
  8. Helenizm Tarihi / Büyük İskender'den Kleopatra'ya, Heinz Heinen, 10 Haz
  9. Bizans, Ralph Johannes Lilie, 03 Haz
  10. Büyük İskender & Bir Efsanenin Biyografisi, Hans-Joachnim Gehrke, 15 May
  11. Kör Baykuş, Sadık Hidayet, 13 May
  12. Uygarlık Tarihi, Server Tanilli, 12 May
  13. Küçük Kara Balık, Samed Behrengi, 10 May
  14. Jeanne D’arc, Gerd Krumeich, 10 May
  15. Sefiller (5 Cilt Takım), Victor Hugo, 26 Nis
Şu anda hala okuduğum 4-5 kitabı bitirmeye çalışıyorum. Medeniyetler Çatışması, Sofi'nin Dünyası, Emile, Mısır ve Antik Yakındoğu'nun Kültür Tarihi, İlyada. 

Emile'yi neden okuduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Çocuk yetiştirmeye ile işim yok sonuçta :P başladım bitirmeye çalışıyorum. Filistin'de türklerle birlikte kitabını okurken bana çok propaganda bir kitap gibi gelmişti. Okuyanlar 1000kitapta çok düşük puan vermişler ama bence adam bir İngiliz ajanı olarak oldukça iyi bir propoganda kitabı yazmış. Bu kitabın üzerine o dönemi anlatan Zeytindağı kitabını okudum. Doğrusu bir anı kitabı olarak kalıyor. Bazı konularda bilgi verse de bence Osmanlı/Türk düşmanlarının yazdığı gibi propaganda yapamıyor. O kitap olsun Medeniyetler Çatışması olsun sürekli Ermeni soykırımından bahsedip duruyorlar ama bizler bu konuda dünyaya tam olarak ne olduğunu anlatamıyoruz. Şimdi Cemal Paşa'nın anılarını okuyacağım. Sonra Kazım Karabekir'in kitaplarına bakacağım.

Supernatural Dizi Eleştiri / 2. sezon (11-22)

!dizi hakkında içerik barındırır! 



Kaynak/Source: https://supernaturalwiki.com/

14.08.2026

Diziler

İzlediğim diziler

 

  • Dexter (tam)
  • Mentalist (tam)
  • Tracker (tam)
  • Suits (2. Sezon)
  • White Collar (3. Sezon)
  • Witcher (1. Sezon)
  • Dark (2 bölüm)
  • The Wire (5. Sezon 1. Bölüm)
  • True Detective (tam)
  • The Originals (2. Sezon)
  • Castle (6. Sezon)
  • The Rookie (6 bölüm?)
  • 9-1-1 (5 bölüm?)
  • Station 19 (2 bölüm?)
  • The Resident (6. Sezon)
  • Supernatural (3. Sezon 1. Bölüm)
  • Bones (tv denk gelen bölümler)
  • High Potential (tvdeki bölümler)
  • Breaking Bad (5 bölüm?)

 

Kolay kolay izleyecek dizi bulamıyorum. Sanırım bu gençliğimde kendimi tükettiğimden. Hepsi aynı ve sıradan geliyor.

Tracker, White Collar, Resident, Castle gibi dizileri FX’de görüp izledim. Tracker 1. Bölümde adamın her davasında müşterilerine kendisinden bahsetmesi can sıkıcı olmaya başlamıştı. Neyse ki sonra bıraktılar zaten artık kendisi ile ilgili olayları öğrenmeye başlamıştı zaten. Castle, her davada aynı olay örgüsü var. İlk sorgulanan genelde katil çıkıyor. Her ipucunda bir katil belirleyip sorguya getiriyorlar, ups o değilmiş dönüp dolaşıp baştaki kişiye dönüyoruz. Ayrıca bir dizide de ana karakterleri sevgili yapmasalar olmaz mı? White Colar 2. Sezonda kalıp sonunda 3’e geçebildim ama yine ara verdim. Aynısı Suits için de geçerli ama 2 de sayıyorum daha. Witcher zar zor 1. Sezonu bitirdim. Dizinin hayranı çok ama bana oldukça sıradan ve saçma geldi. Dark daha öncede başlamış 2 bölüm izlemiştim yine 2 de kaldım. Gitmiyor. The Rookie, dizinin başından iki polisin sonraki bölümlerde sevgili olacağını tahmin ettim ve ileri bölüm içeriklerine baktığımda öyleymiş bıraktım. Ayrıca neden her dizide bir eşcinsel koymaları gerek. Başta hiç beklemezken birden siyah genç çaylak polis gay oluverdi. 911 içinde öyle. Böyle konuları severim ama dzi 911den çok eşcinsel ve kişilerin özel hayatı dolu. Bir de genelde bu eşcinsel roller siyah oyunculara veriliyor. White Collar’da da siyah kadın ajan. Sanırım Supernatural’de beyaz kadın var eşcinsel. Dizinin başlarında da hep 2 kardeşin sevgili olduğu sanılan sahneler var. Sonra da bir melek koyup bu ilişki esprilerini onunla kardeşin birine kaydırıyorlar. Diziyi daha önce 2. sezonda bırakmıştım. Şimdi tekrar başladım. Aslında izlerken daha önceden başka filmlerde gördüğüm konular ve dikkatimi çeken hatalar diziyi tekrar izlemeye itti.

High Potential, Mentalist, Whte Collar bunlarda en çok Mentalist’de polisler dekor gibiydi. Başrol karakterin kuklaları. Olmasalar da olurlar. En azından High Potential, Castle, White Collar’da polisler de etkin kendilerini gösteriyorlar. Bir de Mentalist’de yazarın seyirciyi ters köşe yapacağım diye katil ile ilgili sürekli gelgitler yapması diziyi gerçekten mahvetmiş.

Supernatural Eleştiri / Sezon 2 (1-10)

Dizi İçeriği Vardır





20.04.2026

Sanat: Batı Sanatı ve diğerleri

İnsanlık tarihi, sadece savaşların, krallıkların veya icatların tarihi değil; bir iz bırakma tutkusunun da tarihidir. Binlerce yıl önce Endonezya’da zifiri karanlık bir mağaranın duvarına elinin izini bırakan ilk avcıyla, bugün Tokyo’da devasa bir dijital ekranda piksellerle dünyayı yeniden kurgulayan sanatçının arasındaki bağ, sanıldığından çok daha güçlüdür. Mağara duvarındaki o el izi sadece "Buradaydım" demez; aynı zamanda "Korkuyordum, hayal kuruyordum ve bir gün öleceğimi bildiğim için bu anı ölümsüzleştirmek istedim" der.

9.02.2026

film: Persona

 Kimi zaman bir topluluk içinde oturur ve kendinizi o ortama ait hissetmezsiniz. Konuşmalar sürer, jestler tanıdıktır, tepkiler neredeyse ezber gibidir. Siz ise sessizce izlersiniz. İnsanların farkında olmadan büründükleri rolleri görürsünüz; bu rollerin ne kadar doğal karşılandığı size tuhaf gelir. Anne olmak, öğretmen olmak, doktor olmak, memur olmak ya da “iyi bir vatandaş” olmak… Toplumun bizden beklediği kimlikler, çoğu zaman sorgulanmadan sahiplenilir ve tekrar edilir.

Bu yabancılaşma hissi bazen daha da sarsıcı bir hâl alır. En yakınımızdaki insanların bile — birlikte yaşadığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz kişilerin — düşünce biçimlerinin, tepkilerinin ve değerlerinin ne kadar “herkes gibi” olduğunu fark ettiğimiz anlar olur. O noktada şaşkınlık kaçınılmazdır: Bizi onlara yakın hissettiren şey gerçekten kim oldukları mıydı, yoksa hepimizin uymayı öğrendiği ortak bir rol mü?

Ingmar Bergman’ın Persona filmi tam da bu rahatsız edici sorunun etrafında şekillenir. Film, kimliğin doğal ve sabit bir öz mü yoksa toplumsal beklentilerle örülmüş bir maske mi olduğunu sorgularken, izleyiciyi yalnızca karakterlerle değil, kendi gündelik rollerimizle de yüzleşmeye zorlar. Persona, başkalarını izlerken duyduğumuz o sessiz yabancılığı merkeze alır ve şu soruyu fısıldar: Eğer herkes bir rol oynuyorsa, geriye kalan “ben” tam olarak nerededir?

 

PERSONA

Yıl                   : 1966
Yönetmen       : Ingmar Bergman
Yazan              : Ingmar Bergman
Oyuncular      : Bibi Andersson, Liv Ullmann, Margaretha Krook


“İnsan gerçekten kimdir, konuştuğu kişi mi yoksa sustuğu?”

Ingmar Bergman’ın Persona’sı, klasik bir hikâye anlatmaktan çok bir zihnin içine girme deneyimi. Film, birbirinden çok farklı iki kadının yollarının kesişmesiyle başlıyor; biri konuşmamayı seçmiş bir sanatçı, diğeri onunla ilgilenmekle görevlendirilmiş genç bir kadın. Mekânlar sade, olaylar minimal — ama gerilim giderek artıyor. 

Bu filmde asıl çatışma dış dünyada değil, bakışlarda, sessizliklerde ve söylenmeyenlerde. Konuşmanın mı yoksa susmanın mı daha dürüst olduğu, bir insanın başkasına ne kadar yaklaşabileceği ve bu yakınlığın nerede tehlikeli hâle geldiği soruları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. 

Psikolojik bir gerilim gibi ilerleyen Persona ama korkutmak yerine rahatsız eder.  Cevaplar vermez, soru bırakır.



************************** FİLM AYRINTILI İÇERİK 

3.12.2025

Son Okuduklarımdan

 “Emanet Dolabı Bebekleri” – Ryu Murakami

Ryu Murakami’nin “Emanet Dolabı Bebekleri” romanı, modern Japon edebiyatının en sarsıcı, en karanlık ve en çarpıcı eserlerinden biri olarak kabul edilir. Eser, hem Japon toplumuna hem de modern kapitalist dünyaya keskin bir ayna tutan, karanlık atmosferiyle etkileyici, temasıyla düşündürücü ve karakterleriyle derin bir roman olarak edebiyat tarihinde özel bir yer edinmiştir.

Hikâye, doğumlarından hemen sonra tren istasyonundaki emanet dolaplarına bırakılan iki bebek Kiku ve Haşi üzerine kurulur. Bu iki karakterin ortak kaderi, roman boyunca toplumun dışına itilmiş, sevgiden mahrum bırakılmış bireylerin nasıl şekillendiğini gözler önüne seren güçlü bir anlatı yaratır.

Murakami, romanın atmosferini sürekli bir tedirginlik ve yabancılaşma hissiyle örer. Hikâye, sadece terk edilmiş çocukların büyüme hikâyesi değildir; aynı zamanda modern toplumun karanlık yüzünün, şiddetin, ihmalin ve sevgi eksikliğinin insan ruhunda açtığı yaraların betimlemesidir. Kiku ve Haşi’nin hayat yolculukları, onları suç, şiddet, karanlık ilişkiler ve tuhaf yeraltı dünyalarının içine sürükleyerek okuru, karakterlerin yaşadığı travmaların kişiliklerine nasıl kazındığını adım adım gösterir.

Romanın dili zaman zaman sert, zaman zaman ise şiirseldir. Duygusal açıdan yorucu ve zaman zaman rahatsız edici olabilir. Murakami, gerçeküstü ögeleri toplumsal eleştiriyle harmanlayarak hem rahatsız edici hem de düşündürücü bir dünya kurar. Hikâyedeki olaylar çoğu kez uç noktadadır; fakat Murakami’nin amacı okuru sarsmaktan çok, “toplumun görmezden geldiği insanlar nereye sürüklenir?” sorusunu çarpıcı biçimde hatırlatmaktır. Bu nedenle romanın karanlık atmosferi, yazarın eleştirel bakışıyla birleştiğinde güçlü bir bütünlük oluşturur. Okura toplum dışına itilenlerin dünyasını tüm çıplaklığıyla gösterirken, aynı zamanda sevgi, aidiyet ve kimlik gibi temel insanlık hallerinin yokluğunun nelere yol açabileceğini ustalıkla yansıtır.

 

“Gecenin Sonuna Yolculuk” – Louis-Ferdinand Céline

“Gecenin Sonuna Yolculuk”, okurun kolay kolay unutamayacağı bir karanlık, umutsuzluk ve insanlık sorgusu romanı. Louis-Ferdinand Céline, savaşın, sömürünün, yoksulluğun ve insan ruhunun çürümesinin içinden geçen bir karakteri takip ederken aslında bütün bir dünyanın yüzüne sert bir ayna tutuyor. Romanın başkahramanı Bardamu, I. Dünya Savaşı’ndan Afrika’daki sömürge topraklarına, oradan ABD’deki fabrikalara ve son olarak Paris’in kasvetli banliyölerine kadar sürüklenen bir anti-kahraman. Onun gözünden yaşam, çoğu zaman acımasız, umutsuz ve kirli bir serüvene dönüşüyor.

Romanı okurken sürekli bir ağırlık hissi oluşuyor; çünkü Céline, insanın içindeki kötülüğü saklamıyor, aksine bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Savaş sahneleri özellikle çarpıcı; kahramanlık ya da yücelik yerine korku, kaos ve anlamsızlık ön planda. Bardamu’nun yaşadıkları insana, “Savaş gerçekten ne işe yarıyor?” sorusunu tekrar tekrar sorduruyor. Afrika bölümünde ise sömürünün ne kadar absürt ve acımasız bir düzende işlediği, ironik ve yer yer grotesk bir dille anlatılıyor. Yazar, dünyanın sahte idealizmiyle alay ederken aslında insanın hayatta kalmak için ne kadar çaresizleştiğini gösteriyor.

Céline’in dili romanın en dikkat çeken yanlarından biri. Kaba, sert, yer yer küstah ve umutsuz bir ton var. Bu üslup ilk başta yorucu gelse de bir süre sonra romanın atmosferiyle bütünleşiyor. Bardamu’nun düşünceleri ve anlattıkları, okurun zihnine keskin bir bıçak gibi işliyor. Yazar, insanlık hakkında söylediklerini süslemiyor, daha çok bir çığlık atıyormuş gibi yazıyor. Bu yüzden kitap hem yoğun hem de duygusal açıdan zorlayıcı.

Romanın Amerika bölümü, modern kapitalizmin eleştirisini ironik bir şekilde verirken; Paris’e dönüş, insanın her ortamda aynı mutsuzluk döngüsüne sıkışabildiğini gösteriyor. Bardamu’nun doktorluk yaptığı kasvetli mahallelerde gördüğü hayatlar, yoksulluğun ve umutsuzluğun en gerçek haliyle sunuluyor. Céline burada hiçbir şeyin düzelmediği, insanların koşullar ne olursa olsun benzer bir karanlığın içinde savrulduğu fikrini güçlendiriyor.

“Gecenin Sonuna Yolculuk” kolay okunan bir roman değil; hem dili hem de anlattıkları bakımından yorucu, hatta zaman zaman sarsıcı. Ancak insan ruhunun karanlık tarafına cesurca bakan, kendi çağını acımasız bir içgörüyle eleştiren çok güçlü bir eser. Bitirdiğinizde insana umut vermiyor belki, fakat dünyaya ve insana dair acı gerçekleri görmezden gelmenin mümkün olmadığını hatırlatıyor. Modern edebiyatın en önemli, en etkileyici ve en provoke edici romanlarından biri olmayı da tam olarak bu nedenle başarıyor.


“Kızıl Darı Tarlaları” – Mo Yan

“Kızıl Darı Tarlaları”, Mo Yan’ın hem destansı hem de bir o kadar sert anlatımıyla Çin kırsalının savaş, yoksulluk ve insan direnciyle örülü dünyasını gözler önüne seren güçlü bir romanı. Kitabı okurken sürekli olarak hem gerçekliğin ağırlığını hem de anlatının mitolojik havasını hissediyorsunuz. Mo Yan, sıradan insanların yaşamlarını, şiddetin ve tarihin acımasız dişlileri arasında nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını hem şiirsel hem de kanlı bir dille aktarırken okuru duygusal olarak da zihinsel olarak da yoğun bir deneyime sürüklüyor.

Romanın merkezinde yer alan aile hikâyesi, Japon işgali döneminin Çin’inde geçiyor ve anlatıcı, kendi aile geçmişini sanki bir efsaneyi anlatıyormuş gibi aktarıyor. Aile fertleri arasındaki ilişkilerde hem sevgi hem nefret hem bağlılık hem de ihanet iç içe geçiyor. Bu karmaşa, Mo Yan’ın karakterlerine olağanüstü bir gerçeklik kazandırıyor. Onlar tamamen iyi ya da tamamen kötü değil; zayıflıkları, tutkuları, hataları ve cesaretleriyle son derece insani bir bütün oluşturuyorlar. Kızıl darı tarlaları ise roman boyunca hem özgürlüğün hem ölümün hem de kaderin sembolü hâline geliyor.

Mo Yan’ın dili oldukça canlı; doğa tasvirleri sanki gözünüzün önünde canlanıyor. Fakat bu güzelliklerin arkasında sürekli bir vahşet, savaşın yarattığı kaos ve insanların hayatta kalmak için girdiği acımasız mücadele var. Yazarın anlatımı yer yer çok sertleşiyor; ancak bu sertlik asla gereksiz hissettirmiyor. Tam aksine, dönemin şartlarını ve insanların yaşadığı trajediyi anlamanız için gerekli bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Bir yandan epik bir anlatı okurken, diğer yandan tarihin acımasız yönüyle yüzleşiyorsunuz.

Romanın etkileyici yönlerinden biri de Mo Yan’ın zaman algısını ve kuşaklar arası anlatımı ustaca iç içe geçirmesi. Anlatıcı geçmişe dönerken bugünün gölgesini de hissettiriyor. Bütün bu yapı, kitabın sadece bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda bir toplumun, bir coğrafyanın ve bir tarihin kolektif hafızası olduğunu düşündürüyor.

“Kızıl Darı Tarlaları”, okuması kolay bir roman değil; hem şiddetin yoğunluğu hem de anlatının sertliği nedeniyle zaman zaman yoruyor. Fakat bu zorluk eserin gücünü artırıyor. Roman bittiğinde, karakterlerin yaşadığı acıların ve gösterdiği direncin içinizde uzun süre kaldığını fark ediyorsunuz. Mo Yan’ın dünyası hem kasvetli hem büyüleyici; hem gerçeğin acı tadıyla dolu hem de insan ruhunun dayanıklılığına dair güçlü bir hatırlatma. Modern dünya edebiyatında kalıcı bir iz bırakan bu roman, gerçekten derinlikli ve güçlü bir okuma deneyimi sunuyor.


Teneke Trampet (Die Blechtrommel) – Günter Grass


Yayın Yılı: 1959. Modern Klasik, Tarihsel Roman, Politik-Sürrealist Roman. Nobel Edebiyat Ödülü (1999 – genel edebi katkısı için, ama en çok bu eserle özdeşleşir)
Grass’ın dili ironik, katmanlı ve çok katımanlıdır. Roman, zaman zaman ilk şahıs (ben anlatımı), zaman zaman üçüncü şahıs kullanımı ile bilinç akışı tekniğine kayar. Karakterlerin groteskliği, olayların absürtlüğü ve tarihsel fonun ağırlığı çarpıcı bir kontrast yaratır.

Teneke Trampet, II. Dünya Savaşı sonrası Alman toplumunun geçmişle yüzleşme biçimine dönük en sert eleştirilerden biridir. Roman, "Danzig Üçlemesi"nin ilk kitabıdır. Diğer iki kitap: Kedi ve Fare ile Köpekle Kedi Arasında.  1979'da Volker Schlöndorff tarafından sinemaya uyarlanmış ve bu film Oscar ile Altın Palmiye kazanmıştır.

Teneke Trampet, sıradan insanların dehşet verici dönemlerdeki rollerini çarpıtarak ve grotesk bir üslupla sorgulayan, derinlikli bir başyapıttır. Hem bireysel hafızanın hem de kolektif tarihin sorgulandığı bu roman, edebiyatın tarihle hesaplaşmadaki rolünü en çarpıcı biçimde gösteren eserlerden biridir.


Oskar Matzerath adındaki bir çocuğun gözünden anlatılan roman, 1920’lerden başlayarak Nazi Almanyası, II. Dünya Savaşı ve sonrasını kapsayan bir dönemi içerir. Oskar, üçüncü yaş gününde fiziksel olarak büyümeyi reddeder ve bu şekilde kalır. Kendini protesto aracı olarak gördüğü teneke trampeti ile dünyaya karşı isyanını, uyumsuzluğunu ve grotesk gözlemlerini ifade eder. Aynı zamanda, çığlığıyla cam kırabilecek kadar güçlü bir ses yeteneğine sahiptir.

- Oskar, büyümeyi reddederek hem bireysel hem toplumsal olgunlaşmayı eleştirir. Bu karar, yetişkin dünyasının ikiyüzlülüğüne ve ahlaki çöküşüne karşı bir başkaldırıdır.
- Teneke trampet, çocukluk masumiyetiyle değil; sürekli bir başkaldırı, tarihi kaydetme, ve unutmaya karşı hafıza aracı olarak kurgulanır. Oskar’ın trampeti, olayları bastırılmış bir vicdan gibi dile getirir.
- Roman, bireyin tarihi ne ölçüde algılayıp yönlendirebileceğini sorgular. Oskar hem tanık hem anlatıcı hem de suç ortağıdır.
Grass, Nazizm’in sıradan insanlar tarafından nasıl benimsendiğini, toplumsal yozlaşmanın bireyler üzerindeki etkisini, grotesk biçemle gözler önüne serer. Romandaki karakterlerin büyük çoğunluğu doğrudan ya da dolaylı olarak Nazi ideolojisine angaje olur.

Romanın anlatımı, Franz Kafka, Alfred Jarry, hatta Joyce ve Beckett etkilerini taşır. Oskar’ın olağandışı özellikleri (büyümemesi, sesiyle cam kırması) gibi unsurlar, gerçekle masal arasında bir anlatı düzlemi kurar.
“Üç yaşına geldiğimde, artık büyümemeye karar verdim.”

“İnsanlar geçmişi gömmeye çok meraklıdır; bense onu teneke trampetimle hep kazıp çıkaracağım.”


Kötülüğün Şeffaflığı – Jean Baudrillard


Orijinal Adı: La transparence du mal: Essai sur les phénomènes extrêmes
Tür: Felsefe, Kültür Eleştirisi, Postmodernizm
Yayın Yılı: 1990
Temel Kavramlar: Simülasyon, kötülük, etik, kültürel yozlaşma, hipergerçeklik

Baudrillard bu kitabında, Batı uygarlığının “kötülüğü ortadan kaldırma” çabasının, paradoksal bir biçimde kötülüğü daha görünmez ve etkili bir hale getirdiğini öne sürer. Geleneksel anlamda “kötü” olan şeylerin yerini artık anlamdan yoksun, içi boşaltılmış simülasyonlar almıştır. Kötülük artık dışsal bir tehdit değil, sistemin kendisi içinde üretip yeniden dolaşıma soktuğu bir unsur haline gelmiştir.

Kötülüğün Şeffaflığı, Baudrillard’ın postmodern toplum çözümlemelerinde zirve noktalarından biridir. Okuması kolay değildir, ama çağdaş dünyanın yüzeysel ve görsel kültürüne dair çarpıcı analizler sunar. Özellikle günümüz medya düzenini, etik sorunları ve görünürlük takıntısını sorgulamak isteyen okuyucular için güçlü bir metindir.

Simülasyon ve Kötülük - Baudrillard, kötülüğün günümüzde bir "şey" değil, bir temsil, bir görüntü haline geldiğini söyler. Medyada gördüğümüz kötülükler (şiddet, savaş, cinayet) gerçek değil, hiper-gerçek (aşırı gerçek) temsillerdir. Bu da kötülüğün şeffaflaşmasına, yani özünü kaybedip sıradanlaşmasına neden olur.
“Kötülük artık yok olmuyor; aksine, estetize edilerek görünürlük kazanıyor.”

Ahlaki Kodların Çöküşü - Modern toplum, kötülüğü "iyi" ile dengede tutmak yerine onu yok etmeye çalışmıştır. Ancak bu mücadele, aslında etik olanın altını oyar. Ahlaki kutupların kaybolduğu bir dünyada, her şey "nötr" hale gelir; iyi ve kötü, doğru ve yanlış birbirine karışır.

Kültürel Yozlaşma - Tıpkı ahlaki kodlarda olduğu gibi, kültürel üretim de simülasyonlara dönüşmüştür. Sanat, siyaset ve medya gerçekliği temsil etmekten çok, birbirinin kopyası olan yüzeysel imgeler üretir.Baudrillard bu durumu “gerçekliğin pornografik hale gelmesi” olarak tanımlar: Her şeyin görünür olması ama hiçbir şeyin anlamlı olmaması.

Ekstrem Olgular ve Aşırılık - Kitapta “aşırılık” kavramı sık sık geçer. Toplum artık normalin değil, aşırının peşindedir. Aşırılık da tıpkı kötülük gibi tüketilebilir, dolaşıma sokulabilir bir forma bürünür.

Baudrillard’ın Üslubu ve Felsefi Yeri
Baudrillard’ın dili provokatif, metaforlarla yüklü ve zaman zaman bilinçli olarak muğlaktır. Postmodern felsefenin tipik özelliği olan kavramsal oyunlara sıkça başvurur. Okuyucudan dikkatli ve sabırlı bir okuma bekler. Foucault, Derrida ve Lyotard gibi düşünürlerle aynı entelektüel iklimdedir ancak daha radikal ve edebi bir anlatım tarzı vardır.


“Kötülük, sistemin içinde simüle edilir hale geldiğinde, artık yok edilemez olur.”

“Gerçeklik televizyon ekranına taşındığında, gerçekliğini kaybeder.”

“İyi olanın mutlaklığı, kötülüğün şeffaflaşmasına yol açar.”

29.11.2025

Son izlediklerim



Medivial (Ortaçağ)

"ülkeyi yönetenler bile bu kadar alçalabiliyorsa bir şeyleri değiştirmek artık mümkün değil"

Yöneten: Petr Jákl
Senaryo: Petr Jákl
Hikayesi: Petr Jákl Sr.
Başrolde: Ben Foster, Michael Caine, Til Schweiger, William Moseley, Matthew Goode, Sophie Lowe
Yayın tarihi: 8 Eylül 2022
Süre: 125 dakika
Ülke: Çek Cumhuriyeti

İngilizce Çek tarihi drama filmidir . Hiçbir savaşı kaybetmemiş Bohemyalı bir askeri komutan olan Jan Žižka'nın hayatını konu alır . Film, Žižka'nın genç olduğu Hussite Savaşları'ndan (1419–1434) öncesini konu alır. Žižka'nın nasıl ünlü bir askeri komutan haline geldiğinin hikayesini anlatır.  

Filmi izlediğimde bugünkü yaşamımızdan ne farkı var. Hayatlarımız hep birilerinin gücü altında, onların güç oyunları için kullanılan birer piyon, birer yemden başka bir şey değiliz. 

Jan Zizka'nın gerçek hikayesi: https://www.youtube.com/watch?v=PNqAW9ZRf5Y


Northman (Kuzeyli)

Yönetmen: Robert Eggers
Yazar: Sjón, Robert Eggers
Oyuncular: Alexander Skarsgård, Nicole Kidman, Claes Bang, Anya Taylor-Joy, Gustav Lindh, Ethan Hawke Björk, Willem Dafoe 
Tarih: 28 Mart 2022 (Rigoletto Cinema), 22 Nisan 2022 (United States)
Süre: 136 dk
Ülke: ABD

10. yüzyılın başında İzlanda'da geçen filmde Alexander Skarsgård, babası öldürüldükten sonra intikam almak için yola çıkan Viking prensi Amleth'i canlandırıyor. 

Boş vakit geçirmek için izlenebilir.



Outlaw King (Kanun Kaçağı Kral)

Yönetmen: David Mackenzie
Yazar: Bash Doran, David Mackenzie, James MacInnes
Oyuncular:  Chris Pine, Aaron Taylor-Johnson, Florence Pugh, Billy Howle, Sam Spruell
Tony Curran, Callan Mulvey, James Cosmo, Stephen Dillane
Tarih: 6 Eylül 2018, 9 Kasım 2018 (Amerika Birleşik Devletleri)
Süre: 121 dakika
Ülke: Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri

İskoç Bağımsızlık Savaşları sırasında 14. yüzyıl İskoç kralı Robert the Bruce hakkında bir 2018 tarihi aksiyon drama filmidir. Film büyük ölçüde, Bruce'un I. Edward'ın İskoçya üzerindeki yönetimine karşı isyan etmeye karar verdiği 1304'ten 1307 Loudoun Hill Savaşı'na kadar geçen 3 yıllık dönemde geçiyor.

Konuyla ilgili belgesel:  Savaşın Efsaneleri | Bannockburn Savaşı | TRT Belgesel 




Boudica: Queen of War (Savaş Kraliçesi Bodica)


Yöneten: Jesse V. Johnson
Senaryo: Jesse V. Johnson
Oyuncular: Olga Kurylenko,Tim Barber, Andy Beckwith
Tarih: 27 Ekim 2023 (Amerika Birleşik Devletleri), 30 Ekim 2023 (Birleşik Krallık)
Süre: 101 dakika
Ülke: Birleşik Krallık

Film,Roma Britanyası'nda Iceni halkının aynı adı taşıyan Kelt savaşçısı Boudica'yı ve kocası Prasutagus'un ölümünden sonra Romalılara karşınasıl isyan ettiğini konu alır. Prasutagus ve eşi Boudica , Iceni halkının kralı ve kraliçesidir . Kral, Roma askerlerinin elinde ölür ve Boudica'nın krallığı erkek varissiz kalır . Romalılar , Boudica'nın topraklarına ve mülklerine el koyarak onu savaşa sürükler.

Konuyla ilgili belgesel: Savaşın Efsaneleri | Boudica | TRT Belgesel 



Pilgrimage (Hac)

Yöneten: Brendan Muldowney
Senaryo: Jamie Hannigan
Başrolde: Tom Holland, Richard Armitage, Jon Bernthal
Tarih: 23 Nisan 2017 (Tribeca Film Festivali)
Süre: 96 dakika 
Ülke: İrlanda

MS 55 yılında Kapadokya'da , Aziz Matthias bir grup adam tarafından zincirlerle sürüklenerek taşlanarak öldürülür . Son taş atılmadan önce, tepede şimşekler çakmaya başlar.
1209 Ortaçağ İrlanda'sında , Fransız Sistersiyen keşiş Frère Geraldus, Papa III. Innocentius'tan aldığı bir beratla uzak bir manastıra gelir . Berat, keşişlere en kutsal emanetlerini yaklaşan Beşinci Haçlı Seferi'ne yardımcı olması umuduyla Roma'ya götürmeleri için bir hac yolculuğu yapmalarını emreder . Keşişler isteksizce kabul ederler çünkü efsane, emanetin kutsal gücünün onu ele geçirecek kadar saf olmayan herkesi yok edeceğini söyler. Çok dilli Kardeş Ciarán ve acemi Kardeş Diarmuid de dahil olmak üzere bir avuç keşiş, dilsiz bir işçi eşliğinde yola çıkar. Grup bir sağanak yağmura yakalanınca altın emanet sandığına yıldırım düşer ancak hiçbir hasar görünmez, bu da mistik gücü fikrini daha da güçlendirir.


The Eagle (Kartal)

Yönetmen: Kevin Macdonald
Yazan: Jeremy Brock
Uyarlama: Dokuzuncu Kartal (The Eagle of the Ninth), Rosemary Sutcliff
Oyuncular: Channing Tatum, Jamie Bell, Donald Sutherland, Mark Strong
Tarih: 11 Şubat 2011 (ABD) 25 Mart 2011 (İngiltere)
Süre: 114 dk
Ülke: İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri

Film, babasının Kaledonya'daki lejyonunun kayıp Roma kartal sancağını geri almaya çalışan genç bir Roma subayının hikayesini anlatıyor. Hikaye, Dokuzuncu İspanyol Lejyonu'nun Britanya'da sözde ortadan kaybolmasına dayanıyor. 
Tarihsel olarak, Dokuzuncu Lejyon'un Kuzey Britanya'da sözde ortadan kaybolması tartışma konusudur.



The Last Duel (Son Düello)

Yönetmen: Ridley Scott
Senarist: Nicole Holofcener, Ben Affleck, Matt Damon
Uyarlama:  Son Düello: Ortaçağ Fransa'sında Düello ile Yargılamanın Gerçek Bir Hikayesi  (The Last Duel: A True Story of Trial by Combat in Medieval France), Eric Jager
Oyuncular: Matt Damon, Adam Driver, Jodie Comer, Ben Affleck
Tarih: 10 Eylül 2021 (Venedik), 15 Ekim 2021 (Birleşik Krallık ve ABD)
Süre: 153 dakika
Ülke: Birleşik Kralık, ABD

Ortaçağ Fransa'sında geçen filmde şövalye Jean de Carrouges, karısı Marguerite, Jacques le Gris'in kendisine tecavüz etmekle suçlayınca, Jean eski arkadaşı Jacque'a meydan okur.  Düelloya giden olaylar, üç ana karakterin çelişkili bakış açılarını yansıtan üç ayrı bölüme ayrılmıştır. 


Black Death (Kara Ölüm)
Yönetmen:Christopher Smith
Yazar: Dario Poloni
Oyucular: Sean Bean, Eddie Redmayne, John Lynch, Tim McInnerny, Kimberley Nixon, Andy Nyman, Carice van Houten
Tarih: 11 Haziran 2010 
Süre: 101 dk 
Ülke: Almanya, İngiltere

1348'de, Orta Çağ İngiltere'sindeki Kara Ölüm sırasında, acemi keşiş Osmund'un, manastırına sığınan Averill adında genç bir kadınla gizli bir ilişkisi vardır. Hastalık manastırı vurduğunda Averill, Osmund'un ısrarı üzerine yola çıkar ancak Osmund'u yakındaki bir ormanda bir hafta bekleyeceğine söz verir. Osmund, manastırı terk edip Averill ile yeniden bir araya gelmek için Tanrı'dan bir işaret için dua eder. Kısa bir süre sonra, bölge piskoposunun elçisi Ulric, vebadan etkilenmemiş ücra bir bataklık köyüne ulaşmak için ormanda bir rehber aramak üzere manastıra gelir. Ulric'in gelişini ayrılma işareti olarak gören Osmund, rehberlik yapmaya gönüllü olur ve grubuna katılır. Grup, Osmund'a köyün bir büyücü tarafından yönetildiğine inanıldığını ve onu yargılanıp idam edilmek üzere piskoposa teslim etmeyi planladıklarını söyler.


Season of the Witch (Cadılar Zamanı)

Yönetmen: Dominic Sena
Yazar: Bragi F. Schut
Oyuncular: Nicolas Cage, Ron Perlman, Stephen Campbell Moore, Claire Foy, Stephen Graham, Ulrich Thomsen, Robert Sheehan, Christopher Lee, 
Tarih: 4 Ocak 2011 
Süre: 95 dk
Ülke: ABD

13. yüzyılda Villach'ta üç kadın bir rahip tarafından cadılıkla suçlanır ve önce asılır, ardından boğulurlar. Rahip, Süleyman'ın Anahtarı'ndan alınmış bir kitap kullanarak üç kadına bir daha asla hayata dönememeleri için bir ritüel gerçekleştirir, ancak kadınlardan biri şeytani bir görünüme bürünür, kitabı ateşe verir ve rahibi asar.

14. yüzyılda, Alman Töton Şövalyeleri Sir Behmen von Bleibruck ve Sir Felson, Smyrniote haçlı seferlerine katılırlar. İzmir'in ele geçirilmesi sırasında bir sivil katliamına tanık olduktan sonra, ikili tarikatlarını terk edip Avusturya'ya döner.

Steiermark'ta seyahat eden Behmen ve Felson, Kara Ölüm'e yakalanmış insanlarla karşılaşır. Firari olduklarını gizlemeye çalışan Behmen'in kılıç arması kimliklerini açığa çıkarır ve tutuklanırlar. Vebadan ölmek üzere olan Kardinal D'Ambroise'a götürülürler. Kardinal, şövalyelerden, vebaya neden olduğundan şüphelenilen bir cadıyı, rahiplerin güçlerini iptal edip vebayı durduracak kutsal bir ritüel gerçekleştirebilecekleri ücra bir manastıra götürmelerini ister. Behmen reddedince, D'Ambroise onu ve Felson'ı hapse atar ve orada cadı olduğu iddia edilen Anna ile tanışırlar.

İki şövalye de, Anna'nın adil bir şekilde yargılanması ve haklarındaki firar suçlamalarının düşürülmesi şartıyla anlaşmaya varırlar. Kardinal kabul eder ve onlara rahip Debelzaq, sunak görevlisi Kay von Wollenbart, Kardinal Muhafızları'nın kaptanı Johann ve affedilmeleri karşılığında onlara rehberlik edecek olan gezgin bir dolandırıcı olan Hagamar eşlik eder. Anna, Behmen ile bir bağ kurarken Debelzaq'a karşı nefret besler.




Film: The Shining

Shining, 1980 yılında Stanley Kubrick tarafından yönetilen bir psikolojik korku filmidir. Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Film, karısı ve oğlu ile birlikte kış mevsiminde izole bir otelde bakıcılık yapan Jack Torrance’in yavaş yavaş deliliğe sürüklenmesini konu alır.


Performanslar:
 Jack Nicholson’un Jack Torrance rolündeki performansı genellikle müthiş ve unutulmaz olarak yorumlanır. Anne ve çocuğu oynayan oyuncuların da oldukça iyi olduğunu eklemeliyim bu açıkalmaya.
Görsellik: Kubrick’in üslubu, simetriye dayalı kamera açıları ve uzun plan sekansları ile dikkat çeker.
Gerilim: Filmdeki gerilim, doğrudan korkutucu sahneler yerine psikolojik unsurlar ve atmosferle sağlanır.

 

Psikolojik Derinlik: Film, insan zihninin kırılganlığını ve yalnızlığın yol açtığı deliliği irdeler.

Doğa ve İzolasyon: Karla kaplı otel ve izole ortam, karakterlerin yalnızlık ve çaresizlik hissini derinleştirir.

Simgecilik: Otel ve onun geçmişi, geçmiş travmalar ve aile içi şiddet gibi temaları simgeler.

“The Shining” Yetenek: Küçük oğul Danny’nin sahip olduğu telepatik yetenek, insan zihnindeki karanlık ve doğaüstü güçlerle yüzleşme temalarını temsil eder.

The Shining, sinema tarihinde Kubrick’in ustalığını gösteren başyapıtlardan biridir; sinematografi, atmosfer ve gerilim yaratma açısından öne çıkar. Sadece jump scare değil, psikolojik korku ve gerilim anlayışını güçlendirmiştir. “Here’s Johnny!” gibi sahneler kültürel ikona dönüşmüş ve film, korku sinemasının referans noktalarından biri olmuştur.

Özetle, Shining sadece korkutucu bir film değil, insan psikolojisini ve yalnızlığın yol açtığı karanlık yönleri derinlemesine inceleyen bir başyapıttır. Hem sinema sanatı hem de kültürel etkisi açısından büyük öneme sahiptir.

Özellikle başlangıçta ağır ilerleyiş ve diyaloglar zaman zaman sıkıcı ve zayıf bir izlenim veriyor. Ancak bununla Kubrick’in amacının, izleyiciye karakterlerin monoton ve izole yaşamını hissettirmek ve gerilimi yavaş yavaş inşa etmek olduğu ifade ediliyor.

Kısacası, Shining yalnızca korku filmi değil, karakterlerin psikolojik yapıları, geçmişleri ve otelin metafizik etkisi üzerinden örülmüş bir hikaye olarak; başlangıç yavaş olasa da film ilerledikçe bu boşluklar ve ipuçları birleşerek daha derin bir anlam ortaya çıkarmakta.

 

31.10.2025

Movies: The Physician (Total fail)

The Physician, is a 2013 German historical drama film based on the novel of the same name by Noah Gordon. The film, co-written and directed by Philipp Stölzl, focuses on an orphan from an 11th-century English town whose mother died of side sickness. The boy vows to study medicine and decides to travel to Persia.

The young orphan, Robert Cole, joins an itinerant barber-surgeon who calls himself Barber. Barber teaches him the basics of medieval medicine, with services such as cupping therapy, bloodletting, and dental extraction.  Even as an apprentice recognizes the limitations of these simple practices. Meetin a Jewish doctor he learns a little bit of Jewish culture and sees for the first time a world map, and learns of the famous Ibn Sina, who teaches medicine in distant Kakuyid Persia. So he decides to train there to become a physician. During the Islamic Golden Age, the medicine in the medieval Islamic world is far more advanced than in Europe. The doctor, scientist and philosopher Ibn Sina teaches in Isfahan, the most important school for aspiring practitioners in the world at that time.

Rob is told Christians are forbidden to enter Muslim lands while Jews are tolerated. Upon arriving in Egypt, Rob therefore circumcises himself and calls himself Jesse ben Benjamin, pretending to be a Jew. And his journey to Isfahan to meet Ibn Sina begins.


This  movies, even as total fiction couldn't be more wrong!!!


Review & Critique

 

12.08.2025

Film

 Listedeki 30. sırada "The Silence of the Lambs (1991) – Kuzuların Sessizliği"ni izledim. Aşağıda filmle ilgili ksıa bilgi ve yorum bıraktım. Bence, zamanına göre oldukça etkileyici bir film olabilir sanırım ama benim için o kadar da etkileyici değildi.

Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs, 1991) Jonathan Demme’nin yönettiği, Thomas Harris’in aynı adlı romanından uyarlanan, psikolojik gerilim türünde bir başyapıttır. Başrollerde Jodie Foster (Clarice Starling) ve Anthony Hopkins (Dr. Hannibal Lecter) yer alır. Film, genç FBI ajan adayı Clarice’in, başka bir seri katili (Buffalo Bill) yakalamak için hapsedilmiş, son derece zeki ve manipülatif bir yamyam seri katil olan Dr. Lecter’dan yardım istemesini konu alır.

Kısa Konu: Clarice Starling, FBI Akademisi’nde eğitim görürken, çözülmesi gereken bir dizi kadın cinayeti vakası için görevlendirilir. Hapisteki eski psikiyatrist ve seri katil Hannibal Lecter ile yaptığı gerilim yüklü görüşmeler, hem cinayetin çözülmesine hem de Clarice’in kendi geçmişiyle yüzleşmesine aracılık eder.



Kuzuların Sessizliği, yalnızca bir katil-av hikâyesi değil; insan zihninin karanlık yönlerini, travmaların kişilik üzerindeki etkilerini ve güç dengelerini irdeleyen bir çalışma. Film, 5 büyük Oscar ödülünü (En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo) kazanarak nadir bir başarıya imza atmıştır.

Hem polisiye hem psikolojik derinlik arayanlar için vazgeçilmezdir. Ayrıca, popüler kültürde Hannibal Lecter karakterini ölümsüzleştirmiştir.




16.07.2025

Yapay zekanın Önerdiği Filmler

yapay zekanın öneri listesi de buymuş.  çoğunu izlemem sanırım. kırmızılar izlediklerim.

 🎬 İzlenmesi Tavsiye Edilen 100 Film

  🎥 ️ Klasikler (1–25)

1. The Godfather (1972) – Baba

2. The Godfather Part II (1974) – Baba 2

3. Citizen Kane (1941) – Yurttaş Kane

4. Casablanca (1942) – Kazablanka

5. Schindler's List (1993) – Schindler’in Listesi

6. 12 Angry Men (1957) – 12 Öfkeli Adam

7. Lawrence of Arabia (1962) – Arabistanlı Lawrence

8. Gone with the Wind (1939) – Rüzgar Gibi Geçti

9. Psycho (1960) – Sapık  (çocukken izlemiştim sanırım, elbette fazla bir şey hatılramıyorum. sadece annenin Norman diye çağırdığını hatırlıyorum :P )

10. Rear Window (1954) – Arka Pencere

11. Dr. Strangelove (1964) – Dr. Garipaşk

12. Paths of Glory (1957) – Zafer Yolları

13. The Seven Samurai (1954) – Yedi Samuray

14. Rashomon (1950) – Raşomon

15. La Dolce Vita (1960) – Tatlı Hayat

16. Bicycle Thieves (1948) – Bisiklet Hırsızları

17. Cinema Paradiso (1988) – Cennet Sineması

18. The 400 Blows (1959) – 400 Darbe

19. Breathless (1960) – Serseri Aşıklar

20. Wild Strawberries (1957) – Yaban Çilekleri

21. Persona (1966) – Persona (Genelde aynı adla anılır)

22. Amélie (2001) – Amelie (yıllar önce izlemiştim, tekrar izlemem gerekir belki)

23. Pan's Labyrinth (2006) – Pan'ın Labirenti

24. The Lives of Others (2006) – Başkalarının Hayatı

25. The Pianist (2002) – Piyanist

 

🍿 Modern Dönem (26–50)

26. Pulp Fiction (1994) – Ucuz Roman (yine yıllar önce izlemiştim, hatırlamadığım bir başka film)

27. Fight Club (1999) – Dövüş Kulübü

28. The Shawshank Redemption (1994) – Esaretin Bedeli

29. The Matrix (1999) – Matrix

30. The Silence of the Lambs (1991) – Kuzuların Sessizliği

31. Goodfellas (1990) – Sıkı Dostlar

32. Forrest Gump (1994) – Forrest Gump

33. Inception (2010) – Başlangıç

34. The Dark Knight (2008) – Kara Şövalye

35. The Truman Show (1998) – Truman Show (sanırım izlemiştim)

36. American Beauty (1999) – Amerikan Güzeli

37. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) – Sil Baştan

38. Requiem for a Dream (2000) – Bir Rüya İçin Ağıt

39. No Country for Old Men (2007) – İhtiyarlara Yer Yok

40. There Will Be Blood (2007) – Kan Dökülecek

41. Her (2013) – Aşk

42. Whiplash (2014) – Whiplash

43. Parasite (2019) – Parazit

44. Everything Everywhere All at Once (2022) – Her Şey Her Yerde Aynı Anda

45. The Grand Budapest Hotel (2014) – Büyük Budapeşte Oteli

46. Birdman (2014) – Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi

47. 1917 (2019) – 1917

48. Joker (2019) – Joker

49. The Revenant (2015) – Diriliş

50. Arrival (2016) – Geliş

 

 🇹🇷 51–70: Türk Sinemasından Öneriler

51. Uzak (2002) – Nuri Bilge Ceylan

52. Bir Zamanlar Anadolu’da (2011) – Nuri Bilge Ceylan

53. Kış Uykusu (2014) – Nuri Bilge Ceylan

54. Sivas (2014) – Kaan Müjdeci

55. Babam ve Oğlum (2005) – Çağan Irmak

56. Eşkıya (1996) – Yavuz Turgul

57. Selvi Boylum Al Yazmalım (1978) – Atıf Yılmaz

58. Anayurt Oteli (1987) – Ömer Kavur

59. Masumiyet (1997) – Zeki Demirkubuz

60. Yol (1982) – Yılmaz Güney & Şerif Gören

61. Sürü (1978) – Zeki Ökten

62. Duvar (1983) – Yılmaz Güney

63. Ahlat Ağacı (2018) – Nuri Bilge Ceylan

64. Gelin-Düğün-Diyet Üçlemesi (1973–75) – Lütfi Akad

65. Ayla (2017) – Can Ulkay

66. Mustang (2015) – Deniz Gamze Ergüven

67. Pandora'nın Kutusu (2008) – Yeşim Ustaoğlu

68. Köyden İndim Şehire (1974) – Ertem Eğilmez

69. Hababam Sınıfı (1975) – Ertem Eğilmez

70. Züğürt Ağa (1985) – Nesli Çölgeçen

 

🌐 71–100: Belgesel, Animasyon ve Farklı Türlerde Başyapıtlar

 

71. Spirited Away (2001) – Hayao Miyazaki

72. Princess Mononoke (1997) – Hayao Miyazaki

73. Grave of the Fireflies (1988) – Isao Takahata

74. Waltz with Bashir (2008) – Ari Folman

75. Persepolis (2007) – Marjane Satrapi

76. Waking Life (2001) – Richard Linklater

77. Boyhood (2014) – Richard Linklater

78. Inside Out (2015) – Pixar

79. Wall-E (2008) – Pixar

80. Up (2009) – Pixar

81. Coco (2017) – Pixar

82. The Social Network (2010) – David Fincher

83. The Imitation Game (2014) – Morten Tyldum

84. The Theory of Everything (2014) – James Marsh

85. The Florida Project (2017) – Sean Baker

86. Moonlight (2016) – Barry Jenkins

87. The Father (2020) – Florian Zeller

88. Inside Llewyn Davis (2013) – Coen Brothers

89. Room (2015) – Lenny Abrahamson

90. Manchester by the Sea (2016) – Kenneth Lonergan

91. Bohemian Rhapsody (2018) – Bryan Singer

92. Amy (2015, Belgesel) – Asif Kapadia

93. 13th (2016, Belgesel) – Ava DuVernay

94. The Act of Killing (2012, Belgesel) – Joshua Oppenheimer

95. Won’t You Be My Neighbor? (2018, Belgesel) – Morgan Neville

96. Baraka (1992) – Ron Fricke

97. Samsara (2011) – Ron Fricke

98. F for Fake (1973) – Orson Welles

99. Kedi (2016, Belgesel – Türkiye) – Ceyda Torun

100. Making a Murderer (2015, Dizi-Belgesel) – Netflix

Okunması Tavsiye Edilen Kitaplar

 Yapay zekaya göre bu 100 kitap okuması tavsiye edilen kitaplarmış. Kırmızlar okuduklarım.

📚 Türk Edebiyatından Öneriler:

1.       İnce Memed – Yaşar Kemal  (kitabı aldım, okuma listemde)

2.       Tutunamayanlar – Oğuz Atay

3.       Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

4.       Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

5.       Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

6.       Aşk-ı Memnu – Halit Ziya Uşaklıgil

7.       Mai ve Siyah – Halit Ziya Uşaklıgil

8.       Eylül – Mehmet Rauf

9.       Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali

10.   Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar

11.   Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin 

12.   Sinekli Bakkal – Halide Edib Adıvar

13.   Tatarcık – Halide Edib Adıvar

14.   Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay

15.   Serenad – Zülfü Livaneli

16.   İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

17.   Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan

18.   Aylak Adam – Yusuf Atılgan

19.   Benim Adım Kırmızı – Orhan Pamuk

20.   Sessiz Ev – Orhan Pamuk 

21.   Matmazel Noraliya’nın Koltuğu – Peyami Safa

22.   Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Peyami Safa

23.   Fatih-Harbiye – Peyami Safa

24.   Sodom ve Gomore – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

25.   Bir Düğün Gecesi – Adalet Ağaoğlu

26.   Fikrimin İnce Gülü – Adalet Ağaoğlu

27.   Gece – Bilge Karasu

28.   Bir Gün Tek Başına – Vedat Türkali

29.   Kafamda Bir Tuhaflık – Orhan Pamuk

30.   Çocukluğum – Yaşar Kemal

 

🌍 Dünya Edebiyatından Öneriler:

 

1.       Sefiller – Victor Hugo

2.       Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski

3.       Yeraltından Notlar – Dostoyevski

4.       Anna Karenina – Lev Tolstoy

5.       Savaş ve Barış – Lev Tolstoy

6.       1984 – George Orwell

7.       Hayvan Çiftliği – George Orwell

8.       Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

9.       Körlük – José Saramago

10.   Yüz Yıllık Yalnızlık – Gabriel García Márquez

11.   Don Kişot – Miguel de Cervantes

12.   Büyük Umutlar – Charles Dickens

13.   Jane Eyre – Charlotte Brontë

14.   Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) – Emily Brontë

15.   Madame Bovary – Gustave Flaubert

16.   Veba – Albert Camus

17.   Yabancı – Albert Camus

18.   Bozkırkurdu – Hermann Hesse

19.   Siddhartha – Hermann Hesse

20.   İnsan Ne ile Yaşar? – Lev Tolstoy

21.   Zamanımızın Bir Kahramanı – Mihail Lermontov

22.   Oblomov – İvan Gonçarov

23.   Beyaz Geceler – Dostoyevski

24.   Notre Dame’ın Kamburu – Victor Hugo

25.   Denemeler – Michel de Montaigne

26.   Dönüşüm – Franz Kafka

27.   Şato – Franz Kafka

28.   Amerika – Franz Kafka

29.   Babaya Mektup – Franz Kafka

30.   İkna – Jane Austen

31.   Gurur ve Önyargı – Jane Austen

32.   Emma – Jane Austen

33.   İki Şehrin Hikâyesi – Charles Dickens

34.   David Copperfield – Charles Dickens

35.   Frankenstein – Mary Shelley

36.   Dracula – Bram Stoker

37.   Silmarillion – J.R.R. Tolkien

38.   Yüzüklerin Efendisi Serisi – J.R.R. Tolkien

39.   Zorba – Nikos Kazancakis

40.   Baba – Mario Puzo

41.   Monte Cristo Kontu – Alexandre Dumas

42.   Üç Silahşörler – Alexandre Dumas

43.   İnsanlığımı Yitirirken – Osamu Dazai

44.   Koku – Patrick Süskind

45.   Satranç – Stefan Zweig

46.   Amok Koşucusu – Stefan Zweig

47.   Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig

48.   Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig

49.   Açlık – Knut Hamsun

50.   Pan – Knut Hamsun

51.   Yalnızız – Peyami Safa

52.   Benim Üniversitelerim – Maksim Gorki

53.   Ana – Maksim Gorki

54.   Martin Eden – Jack London

55.   Demir Ökçe – Jack London

56.   Beyaz Diş – Jack London

57.   Gazap Üzümleri – John Steinbeck

58.   Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck

59.   Cennetin Doğusu – John Steinbeck

60.   Çavdar Tarlasında Çocuklar – J.D. Salinger

61.   Uğursuz Bir Yerde – John Fante

62.   Ruhlar Evi – Isabel Allende

63.   Sevda Zamanı – Gabriel García Márquez

64.   Kolera Günlerinde Aşk – Gabriel García Márquez

65.   Kırmızı Pazartesi – Gabriel García Márquez

66.   İtiraflarım – Jean-Jacques Rousseau

67.   Bir Delinin Hatıra Defteri – Nikolay Gogol

68.   Palto – Nikolay Gogol

69.   Ölü Canlar – Nikolay Gogol

70.   Tanrılar Susamıştı – Anatole France